Schmidt,: En çok desteği Urfa’dan değil Bodrum’dan aldım

Göbeklitepe’nin mimarı Klaus Schmidt’in eşi Çiğdem Köksal Schmidt içini döktü.

2451 Okunma
2 buçuk ay önce Şanlıurfa’ya gelen Schmidt Urfa’da bulunduğu süre içerisinde Göbeklipte ile ilgili toplantılarda, konferanslarda, organizasyonlarda yer almadı. Göbeklipte’nin keşfinin başlangıcından sonuna dek Göbekli Tepe kazılarında Klaus Schmidt ile çalışmış bir arkeolog olduğunu ifade eden Schmidt kendisinin neden görmezden gelindiğini anlamaya çalıştığını ifade etti. Schmidt açıklamasına şu şekilde devam etti;
 
“İki buçuk aydır Urfa’ dayım, bir iki güne ayrılıyorum önümüzdeki Mart ayında tekrar gelmek üzere. Evimizde Klaus için, son yirmi yılımız için, hatıralar ve Göbekli Tepe için bir şeyler yapmaya başladım ufak ufak da olsa, tekrar buraya gelmek bile zor bir adımdı benim için… Bu son iki buçuk ay içinde en çok desteği Bodrum’ dan aldım! Urfa’ da yakınlarım ve dostlar dışında yokmuşum, görünmez insanmışım pozisyonum devam ediyor sanırım… Ben burada iken Göbekli Tepe’yi ilgilendiren en az üç-dört organizasyon, toplantı, etkinlik bir şeyler yapılmış, hepsini Google Alert’ in gönderdiği mesajlar sayesinde öğrendim, hatta bir Göbekli Tepe konferansı bile olmuş ben buralarda iken… Tamam, hayatım boyunca ne olursa olsun bana bir kadro diye bir kuruma kapağı atmaya çalışmadığım için aykırı bir konumdayım ama buna rağmen başlangıcından sonuna dek Göbekli Tepe kazılarında Klaus Schmidt ile çalışmış bir arkeolog neden itina ile görmezden, duymazdan gelinmeye çalışılır… Kazı bilim kurulu ya da benzeri bir isimle kurulan grup ve diğerleri ne anlıyorlar yılda bir gün alana gelip etrafa bakınınca? Göbekli Tepe’yi ne kadar anlıyorlar ve Göbekli Tepe için ne yapıyor bu insanlar? 
 
Neyse, bu soruları sormaktan ben de yoruldum aslında… Dün tepeye bu sezonun son ziyareti için gittiğimde çıktı bu sorular karşıma yine… Ve yine o üzüntü de üstümde idi… basmayın, dokunmayın, ellemeyin, üzmeyin, incitmeyin diye bağırasım geliyor her gittiğimde, sanki ezip geçiliyor orada geçirdiğimiz her dakika…
Kaya platosuna doğru yürüdüm sonra uzun uzun, taş ocaklarının, işliklerin olduğu taraflara doğru, Klaus’ un hiç durmadan yürüdüğü, turladığı güzergâhların izinden gittim… Dokunulmayan, sanki hala orada olduğumuz yerler platolar… Klaus hep orada…
 
Koruma çatısı bitmek üzere, tasarım aşamasında şeklinden dolayı patates cipsine benzetip Pringles koymuştu adını ekipten biri… Pringles uzaktan hoş görünse de yapımı zor ve kazı başkanının tercih etmediği ama Enstitü’ nün seçtiği bir proje idi… Yapımı sırasında arkeolojik buluntuları çok zorladı, şimdi neredeyse sona gelinmişken bu sefer yağmur suyunun akacağı boruların yeri nedeni ile arkeolojik buluntuyu yine zorluyor… Bunu kısa ziyaretlerimde görebiliyorum, kimse konuyu benimle konuşmuyor ya da bana fikrimi sormuyor… Son gözlemlerime göre koruma çatısı üzerinde birikecek yağmur suyunu aktarmak için yaklaşık 40 cm. çapında borular bağlanmış, bunların gider hattı için hendek gibi dar ve uzun iki alanda kazı yapılmış… Bu iki hendekvari kazı alanı neredeyse bilimsel amaçlı seçeceğimiz kazı alanlarından ya da çatı taşıyıcı ayakları için mecburi kazdığımız sondajlardan daha geniş bir alanı kapsıyor… Oysa sırf yağmur suyu için bu kazılar yapılmamalı idi, borular toprak üstünden zaten dere yatağı olan aşağıdaki vadiye uzatılarak çözümlenebilirdi sorun… Kazılan bu yağmur suyu hendeklerinden birinde yaklaşık bir metre genişliğinde bir duvarın üst dizisi görünüyor ki, bu eminim büyük dikilitaşlı, yuvarlak planlı yapıların bulunduğu eski evreye ait bir yapının duvarı, hemen A yapısının güneyinde ve bu yapının anlaşılabilmesi için de önemli bir mimari unsurun parçası… Bu duvarın hemen güneyinde üst üste taban parçaları var, birinin içini resmen oymuş kazı ekibi, taban altını kazmışlar ve duyduğuma göre kafatası parçaları bulunmuş burada… Bunun da güneyine ilerlediğimizde yine sapasağlam taş mimari kalıntıların ortaya çıktığını görüyoruz bu yağmur suyu kazısında. Ulaşılan mekânın kuzey duvarı doğuya doğru hafif yuvarlak bir eğimle uzanıyor. Ortada ise büyük boyutlu yassı taşlarla oluşturulmuş bir alan var… Kendi çalışmadığım bir alanı böyle kazı raporu yazar gibi anlatmamın nedeni buradaki mimari unsurların önemine dikkat çekmek… Bunlar düşük taşlar ya da dolgu toprağındaki buluntular değil, in-situ mimari kalıntılar. Çalışılan alan topografik sisteme oturtulmuş, arkeolojik kaygılarla seçilmiş bir alan olmadığı için buluntu durumunun tam olarak anlaşılması da mümkün değil, bu yüzden, şu taşları kaldıralım, masmavi dev bir su deposu koyalım, dev tahliye borularını da bağlayalım demek arkeoloji açısından baktığımızda insafsızlık olur... Kazıda böyle bir mimari tabakaya ulaştığımızda yapacağımız şey temizlik, belgeleme, korumadır, şimdi niye farklı olsun? 
 
Umarım onbinlerin duvarına, taşına dokunmadan bir çözüm bulunur, ben gördüğümü yazmaktan başka bir şey yapamıyorum şu anda…” Dedi.
 
 
Etiketler Klaus Schmidt Çiğdem Köksal Schmidt Urfa Göbeklitepe Destek Bodrum