Kâfir kalmadı mı, Müslümanları öldürecek? - Urfa Objektif Haber
» Urfalılar ve Suriyeliler arasında dostluk maçı yapıldı » Şanlıurfa sanayisi Bakanların gündeminde » Urfa’da hayvan pazarı yolu revize ediyor » Urfa'nın en büyük hastanesine icra şoku » Urfalı sporcular Niğde’den şampiyonlukla döndü
  haber
  haber
› Kâfir kalmadı mı, Müslümanları öldürecek?
  • Ali Aslan

    Şanlıurfalı
  • Kâfir kalmadı mı, Müslümanları öldürecek?

    Neden Müslümanlar Müslümanları öldürüyor. Müslümana Karşı Müslüman Fitnesi

     

    Günümüz İslam dünyasının durumunu değerlendirdiğimizde dikkatimizi çeken ilk şey, Müslümanlar arasındaki parçalanmışlık ve düşmanlıktır. Kimi İslam ülkeleri, milletleri, cemaatleri ve cemiyetleri arasında derin anlaşmazlık ve ihtilaflar vardır.

    Müslüman ülkelerin bazılarında çoğunlukla etnik ve siyasi sorunlar nedeniyle iç savaş ve çatışmalar yaşanmaktadır. Maalesef bu ayrılık ve çatışmalardan da en fazla istifade edenler, İslam düşmanlarıdır. Yani Müslümanları vurmaya çalışanların, bir Müslüman gurubu kendine alet edip, diğer Müslüman gurubu onunla ezdiğine, sonra kullandığı o aleti de kırdığına tarih şahittir.

    Bu konuda asrımız âlimlerinden Bediüzzaman Said Nursi, Osmanlıyı asıl yıkanın, düşmanın kuvvetinin değil, bizzat yavruları ve kardeşleri hükmündeki Müslümanların olduğunu şöyle ifade etmektedir:

    “İşte Hind, düşman zannederek hâlbuki pederini öldürmüş ayakucunda oturmuş bağırıyor. İşte Kafkas ve Türkistan, öldürülmesine yardım ettiği şahıs biçare valideleri olduğunu ” ba’de harabil Basra” ( iş işten geçtikten sonra ) anlıyor, başucunda ağlıyor. İşte Afrika, kahraman kardeşini bilmeyerek öldürdü, şimdi vaveyla ( ağıt ) ediyor. İşte Arap, kardeşini tanımayarak öldürdü, şimdi hayretinden ağlamayı da bilmiyor.

    Evet, İngilizler Hintli Müslümanları kullanarak Osmanlıyı vurdular, ama Hindistan’ı da kırdılar. Ruslar Kafkaslı kardeşlerimizi aleyhte kullandılar ama onları da ezdiler. İtalyan ve Fransızlar Kuzey Afrika’yı bizden ayırdılar, ama onlar oradan ayrılmadılar. Arapları alet ettiler, ama Arapların her yönden rahat etmedikleri ortada. İşte Filistin, işte Irak, işte Suriye…

    Bu yorum, görüş ve modellerin birbirinden farklı oluşu, Müslümanların birbirine düşman olmasına değil, aksine birbirlerine yardım etmelerine vesile olması gerekir. Nasıl ki, vücut azalarının birbirinden farklı olması, ruhun ihtiyacını karşılamaktadır. O millet ve cemaatin olmaması veya sakat olması durumunda, herkesin zarar göreceği muhakkaktır.

    İslam birliğinin varlığı ve devamı için;

    İslâm milliyetini – ümmetçiliği – esas alıp, ırkçılık fikrini bırakmak;

    Böylece her millet kendi nüfusu ve gücü kadar değil, İslam dinine mensup olan fertler ve milletler kadar güç ve kuvvet kazanacaktır. İşte o zaman dünyaya hakiki adaleti yerleştirebilecek ve gücün nerede kullanılması gerektiğini gösterebilecektir. Yoksa “Ne hayatımızı muhafaza ve ne de hukukumuzu müdafaa edebiliriz.”

    İslam toplumu; büyük bîr ordu gibidir, bu orduda da her türlü kısımlar ve guruplar mevcuttur. Fakat bu kısımların ve gurupların ayrılığı sadece isim olarak vardır. Yani Kara Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri v.s. gibi isim almaktadırlar. Ama bunların binler tarzda ve şekillerde birlikleri var. Devletleri bir, vatanları bir, bayrakları bir, orduları birdir.

    Aynı şekilde Müslüman milletlerin ve cemaatlerin sadece isimleri farklıdır. Ama Halikları bir, Rezzakları bir, Peygamberleri bir, kıbleleri bir, kitapları bir, bir, bir, bir, bir., binler kadar bir, bir…

    İşte bu kadar bir, birler; kardeşliği, sevgiyi ve birliği gerektirir. Yoksa “Müslümanları birbirine bağlayan manevi rabıtaları bilmemek“, bir Müslüman için en büyük bir talihsizlik ve felakettir. Müslümanların bu dinî kardeşliğinden gelen ve birbirlerine destek olmaktan oluşan bu muazzam kuvvetin karşısında dayanamayacağını çok iyi bilen din düşmanları, bu kuvvetin dağılıp parçalanması için her çeşit hîle ve plânlarla Âlem-i İslâm’ın birlik ve beraberliğini bozmağa çalışmaktadırlar.

    İşte bu bozguncuların aldatmalarına karşı uyanık olmağa ve dinimizin çok ehemmiyetle emrettiği İslâm kardeşliğinin mâna ve ehemmiyetini bilmeğe ve icaplarını yapmağa gayret göstermek gerektir. Bu konuda tüm İslam milletleri, devletleri ve özellikle Türk ve Araplara büyük işler düşmektedir. Çünkü İslam ordusunun iki mühim kanadını, bu iki hakiki kardeş ve bahadır millet oluşturmaktadır.

    İslam âlemi hangi sıkıntıyla sancı çekiyorsa, vatanımız da aynı hastalıkla muzdariptir. Burada da birlik ve beraberliğimizi bozacak tarzdaki çalışmalar bütün şiddetiyle devam etmektedir.

    Bu vatan hepimizin ve hepimiz bir vücut gibiyiz. Beğenmediğimiz ve hasta olan organlarımız da bizim. Bunları bünyemizden söküp atamayız.

    Adına hukukî dosyalarda “FETÖ’cüler” denilen şeytanî örgütlenmenin siyasetten askeriyeye, ticaretten medyaya kadar neredeyse her alanda sergilediği sinsi yayılmacılık bizce çok uzun yıllardır mâlûm olmasına rağmen, devletimiz âdetâ kanserden farksız olan bu yapının içeriğinde yine Müslümanların olduğu enteresan olmasa gerek.

    15 Temmuz gecesinde askerleri, polislere ve vatandaşlara karşı karşıya getirip neredeyse bir milletin geleceği ile oynamaya çalışmışlardır.

    FETÖ terör örgütü yapısının bünyesinde bulunan Müslümanların o kadar aşılanıp kendi öz kardeşlerinin üzerine bombalar yağdırması affedilecek bir husus değildir.

    Hatta daha da ileriye giderek bu terör örgütünün kendi yetiştirdiği adamı ile ekonomi alanda dostumuz ile bizi karşı karşıya getirmiştir.

                 Tarihte de pek çok acı örneklerine şahit olunduğu gibi, birlik ve dayanışmadan uzak, sadece kendi şahsî çıkarları peşinde koşmayı âdet haline getiren toplumlar, bu yanlışlığın bedelini çok ağır ödeyerek, tarih sahnesinden silinmişlerdir.

    Birbirimizi tedaviye gönül verelim. Zira âlemlere rahmet olarak gönderilen iki cihanın şanı yüce efendisi Peygamberimiz (sav), bir hadis-i şeriflerinde: “Müminler bir binanın taşları gibidirler. Birbirlerini yıkılmaktan muhafaza ederler” buyurarak müminler arasındaki muhabbet ve kardeşliğin önemini ifade etmiştir.

              Toplumları sağlıklı bir şekilde ayakta tutan faktörlerin başında birlik ve bütünlük yer alır. Bu önemli faktörün zıddı olan tefrika yani bölücülük hastalığına müptela olmak ise, toplumları temelden çökertmeye neden olur. Nitekim ifade edildiği gibi, tarihte bunun pek acı örnekleri yaşanmıştır.  O nedenle huzur ve barışı bozucu tefrikalardan sakınarak, zora ve sindirmeye başvurmaksızın hoşgörülü bir ortamı hâkim kılmak, kenetleşme ve birleşmenin tek yoludur. Binaenaleyh sen illâ şu görüşte, şu düşüncede veya şu çizgide olacaksın gibi zorlama ve dayatmalarla birlik ve beraberliğin sağlanamayacağı gibi, aksine bölünüp parçalanmalara neden olur.  

    Nitekim yine bir hadis-i şerifte Hz Peygamber (SAV) şöyle buyurur:

    “Size birlik halinde bulunmanızı tavsiye ederim. Ayrılığa düşüp dağılmaktan da şiddetle kaçınmanızı isterim. Zira şeytan yalnız başına yaşayana yakın olup, birlikte yaşayanlardan uzaktır. Kim cennetin ta ortasında yer almak isterse birliğe yönelsin.”   Emri doğrultusunda hareket eden atalarımız, birlik ve bütünlüğü bozucu davranışlara, ayrılığı körükleyici girişimlere fırsat vermemişlerdir. Bu arada toplumda hem maddî, hem de manevî dengeleri sağlayıcı ve koruyucu tedbirler alarak, huzur ve barışın devamını sağlamışlardır. Nitekim sayısız ilim merkezleri, yoksul, kimsesiz ve yolda kalmış insanlar hatta hayvanlar için kurulan vakıf, yurt, imarethane vb. kuruluşlar bunun en güzel örnekleridir. Kısaca ifade edersek, birlik ve dirliği sağlamak için, İslâm’ın ruhuna ve insanlığın yararına olan maddî ve manevî her türlü imkân ve gücü harekete geçirmek gerekmektedir.

    Günümüz dünyasında cereyan eden politik ve ekonomik kıskaca alma ve rakiplerine karşı fitne-fesat yuvaları oluşturma gibi olumsuz girişimlere karşı, birlik ve dayanışma halinde olmanın önemini tartışmaya gerek bile yoktur. Hatta zaman zaman millî, dinî ve kültürel değerler gibi halkımızın oldukça hassas olduğu konuların bile gündeme taşınarak, kavga malzemeleri yapılmalarını anlamak mümkün değildir. Oysa bu değerler, birlik ve dayanışmanın temel ve şaşmaz unsurlarıdır. Millî bütünlüğün korunması ve toplumsal dayanışmanın canlı tutulması hususlarında duyarlı olmamız, dinî ve millî bir görevdir.

    O halde huzur, barış ve güven ortamının sağlanabilmesi için takip edilecek biricik yol; manevî birlik, bütünlük, yardımlaşma ve dayanışma içinde olmaktır.

    Tarih : 23 Aralık 2016 Saat : 10:39       Okunma Sayısı : 24118  
      haber
    YORUM EKLE
    AD SOYAD   

      haber
      haber
  • Rahmetli, İSMET DALAN
    YILDIZ TAZİYE EVİ

  • Rahmetli, AHMET İRİADAM
    ABDURRAHMAN YAVUZ TAZİYE EVİ

  • Rahmetli, MUSTAFA TAŞ
    SORO İMAM TAZİYE EVİ

  • Rahmetli, LETİFE ZAHTER
    YASİN ARICI TAZİYE EVİ

  • Rahmetli, EMİNE TIRAŞ
    AKSOY TAZİYE EVİ

  • Rahmetli, AHMET ATGÜDEN
    GERGER TAZİYE EVİ