Vegas'ta bir kahraman Yzb. Şinasi Sükan

1963 senesi 4 Mayıs Kore Cephede bütün gözler. Bir Amerikan deniz piyade alayının

2533 Okunma

1963 senesi 4 Mayıs Kore Cephede bütün gözler. Bir Amerikan deniz piyade alayının bölgesinin muhafaza ve savunması azim ve imanı nihayet kahramanlığına teslim ettiği Türk Tugayına çevrilmişti.

Her iki tarafın bir daha birbirine kaptırmamak için inatla mücadele ettiği bu belge 0 güne kadar tam 5 defa sahip değiştirerek nihayet Türk'ün kahraman süngüsüne ve onu dünyaya her zaman örnek olan asil varlığına teslim edilmekteydi Türkler acaba başarılı olacak mıydı?

İnandığı dava uğruna, namus telakki ettiği vazife yolunda ölüme gülerek koşan, koşacak bir birliğe, Türk birliğine, bu en önemli bölgeyi isteyerek, seçerek, güvenerek teslim etmişlerdi. Fakat yine de (Acaba?) demekten, bunu söylemeseler de düşünmekten kendilerini alamıyorlardı. Türk karargahında toplanan bütün komutanların gözlerinde bu endişenin pırıltılarını görmemek kabil değildi. 28 Mayıs gününe kadar Kızıl Çinlilerin kurt uluması, çakal haykırmalarına benzeyen çığlıklarla (ölüm çığlıklarıyla) yaptıkları muhtelif taarruzlar bu tepelerin önünde olanlar için birer mezar olmuştu.

Nihayet 28 Mayıs gecesi saat tam 20.00'da ani ve şiddetli bir topçu ateşi ile kızıl taarruzu, bütün Türk tugayının cephesini kapladı.

Düşman, mağaralardan aç kurt sürüleri gibi fırlayarak Türk mevzilerine doğru çılgınca bağırarak, haykırarak koşuyordu. İlk temas Berlin tepelerine yerleşmiş olan Türk piyadesinin asırlardır şanına şan katan ateşi ile başladı. Piyade ateşine, makinalı tüfeklerin, havan toplarının ve atımını şaşırmayan topçumuzun yırtıcı tarrakaları arkadaş olmuş ve ateş ölüm yağdırıyordu. Tugay emri ile namlulara sürülen aydınlatma mermileri ortalığı adeta güneşli bir güne çevirmişti. Bu aydınlığın yer yer oynayan kurşuni gölgeleri içinde şaşıran, bocalayan düşman, geriye çekilmeden devriliyor, arkasından gelenler bir öncekilerin üzerlerine yığılıyordu.

Düşmanın bütün cephe boyunca yaptığı bu taarruz başarılı olmuş, Türk cephesi hariç diğer muharebe ileri karakolları düşman tarafından ele geçirilmişti. Çinlilerin büyük bir uğultu ile yaklaştıklarını gören Türk askeri coşmuştu artık. İntikam almak için en müsait zaman gelmiş ve çatmıştı. Mevzilerimizden kopan cayırtı bu saf-saf ilerleyen düşman sürülerinde geniş boşluklar açıyordu, fakat bu boşluklar arkadan sürülen yeni kuvvetlerle vakit geçirmeden doldurulmaktaydı. Bu kızıl taarruzu, Karson-Elko-Vegas tepeleri önünde birbirlerini çiğneyen ve tepelere yamanmaya çalışan bu iş için bütün varlığını ortaya döken düşmanın ihtirasına bir örnekti. Bu sürüler zaman zaman Türk süngülerinden teşkil edilen duvarlara çarpıyor ve bu duvarların sertliği önünde ezilerek geri dönüyordu. Ele geçirilen esirlerden, tepelerin sabaha kadar mutlaka ele geçirilmesinin emredildiği öğrenilmişti.

TÜRK ASKERİ, KENDİSİNE EMANET EDİLMİŞ OLAN YERI ÖLMEDİKÇE TERKETMEZ“ sözünün doğruluğunu Elko tepesindeki muharebeler ve orada çarpışan Türk askerinin azmi cesareti ispat etmişti.                       

Fakat tepeyi tutan piyade takımı çok zayiat vermişti. Bir istihkâm takımı ile takviye edildi. Takım komutanları ağır yaralanmış. Muharebe bütün şiddetiyle devam ediyordu. İşte bu sırada istihkam bölük komutanı Yzb. Şinasi SÜKAN yaralanan takım komutanlarını kurtarmak ve başsız kalan takımları düzenlemek için Elko “tepesine fırlıyor. İşte bu ileri atılış Türkün ölmezlik ve yenilmezlik vasfına yeni bir örnek oluyordu Bölük komutanı önce yaralı takım komutanlarını bir bankere sokarak ilk tedavilerini yaptırıyor, takımları toplayarak yeniden muharebe düzenini almalarını sağlıyordu. Kendisi de bu tepe önünde yanma aldığı el bombalarını hazırlayarak yeni bir taarruza hazırlanan Çinlileri bekliyordu

Az sonra bu sessizliği, mevzilerden çığlık atarak saldıran kızıllar üzerinde ölüm şimşekleri çakan bomba sesleri bozuyordu. Yzb. Sükan göğsü bağrı açık iki astsubayın kendine hazırlayıp uzattıkları bombaları bu vahşi sürüler üzerine sallayarak onlara yer yer boşluklar veriyorlardı. Bölük komutanını başlarında muharebe heyecanı ile tutuşmuş gören asker, coşuyordu. Şinasi SÜKAN ve bölüğü Elko tepesinde kendilerinden defalarca üstün kızıllar karşısında tam sekiz saat bomba sallıyor ve dövüşüyorlardı.

Tam on iki defa dalgalar halinde kahraman yüzbaşı ve bölüğüne çarpan bu azgın kurt sürüleri, her seferinde yine Türk'ün yılmayan, yıkılmayan azmi önünde eriyip bitiyordu. Kızılların bütün havan ateşlerini topladıkları bu tepe her an bu kahramanın canını alabilecek mermilerle adeta kaynıyor, fakat ne gariptir ki bunlardan hiçbirisi bu aslana, bu aslanlara sanki dokunmaktan korkuyordu.

Elko tepesinin önü sabahın ilk ışıkları altında aydınlanırken bu tepenin önü bir avuç Türk önünde dize gelmiş ve ecel kapısına ulaşmış 400'den fazla kızıl Çinlinin ölüsü ile dolu bir mezbaha haline gelmişti.

Verilen bir emirle Türk tugayının birinci tabur bölgesini Amerikan birlikleri teslim alacaklardı. Elko tepesi de bir Amerikan birliğine teslim edilecekti. Gelen Amerikan bölüğüne tepeyi teslim etmeden evvel, onlarla birlikte bu tepede dövüşen istikam bölüğü, yaralıları geriye alındıktan sonra geriye çekilmek üzere hazırlanmaktaydı.

Bir anda nereden çıktığı belli olmayan bir havan mermisi, saatlerce kendinden üstün kuvvetleri hiçe sayarak dövüşen bu kahraman Yzb. Şinasi SÜKAN'ın hemen yanında patlamış ve onu yere yıkmıştı.

Kahraman iki ayağını da kaybetmişti. Göğsünde en büyük şeref madalyasını taşıyan kahraman Şinasi SÜKAN ve bu muharebelerde göğsünü geçilmez bir kale yaparak KORE de ikinci bir Çanakkale daha kazanan kahraman Mehmetçikler, bu milletin seneler sonra da yine kahramanlık hasletinden bir şey kaybetmeyeceğini cihana duyurdular.

Bir ordunun, askerlerine inanç, karakter ve becerileri nasıl telkin edebileceğini nasıl öğreteceğini, onların kalplerine ve ruhlarına nasıl inebileceğini ve daha birçok şeyi öğretebilir. Bunun yollarından birisi de kendi harp tarihimizi ve karşı tarihin harp tarihini etüt etmektir.